İşinin ehli , uzman, tecrübe sahibi, işinde mahir anlamına gelen liyakatli insan devlet yönetiminin olmazsa olmazıdır. Bununla birlikte devlet yöneticisi işinin ehli olduğu kadar üstlerine sadık, güvenilir, elinden ve dilinden emin olunan biriyse, bunlara sadakatli kişi sıfatı kullanır.  

Yönetim erkinin çalışacağı kişileri seçmede bu iki sıfattan birisini taşıyan personeli seçme konusundaki davranışı hep tartışılmıştır. yöneticiler genelde liyakat yerine sadakati seçmektedirler çünkü  sorumluluğundaki alanı kontrol etme, sağlıklı yürütme ve geliştirebilmesi için arkasını dönüp gittiğinde geride kalan personelin işin devamı konusundaki samimiyetinden emin olmak istemektedir. Üstler, misyonlarını kabul ettirebilmek, yönetimde çift başlılığa sebebiyet vermemek, buyrukların uygulanmasında itirazlarla karşılaşmamak için sadakat sahibi kişilerle çalışmak isterler, gözü arkada kalan, ben yokken neler oldu endişesi taşıyan benim hassasiyetlerim gözetildi mi şeklinde kaygıları olan yönetici çok yol alamayacağını ve başarılı olamayacağını düşünmektedir.Çünkü enerjisinin çoğunu kendi etki alanı dışında olan iş ve işlemlerin denetimi ve gözetlemesi ile geçirmek zorunda kalmaktadır. Vatandaş ise devlete herhangi bir işle ilgili başvuru yaptığı zaman karşısında liyakatli bir kişi görmek istemektedir. Onun için yönetimin kendi içindeki sorunları yada karmaşık ilişkilerden daha ziyade kendi işinin görülebilmesi ve sonuçlandırılmasında ki personelin becerisi ön plandadır. Kişi ile yönetim arasındaki iyi ilişkiler, onun  işinin görülmesine ne oranda yansırsa yurttaş o meyanda bu ilişkiyi dikkate alabilir ve ancak işinin ehli uzman birisinin iş görmedeki becerisi, çabukluğu, doğru sonuçlar elde etmesi ve doğru yönlendirmesi vatandaşın her zaman taktirini kazanır. 

Vatandaş liyakatli insan görmek isterken, yönetici sadakatli insan ile çalışmak istemekte bu çelişki devlet yönetimi ile vatandaş arasında hatta yönetim bilimi içerisinde bir tartışma konusu olmaktadır. Yöneticisi sadakati seçerken; “kişi ne kadar beceriksiz olsa da güvenilir olduğu sürece kendini geliştirip liyakat sahibi olur, ancak liyakatli fakat güvenemediğim birisi benim ilerlememi gelişmemi dolaysı ile kurumun yararını gözetmez.”demektedir. Güven duymadığı personeli devlet için faydalı göremeyen yönetim, onun yerine işinde yeteri kadar tecrübe sahibi olmayan liyakatsiz birini tercih edebilmektedir. Bu tercihi ile risk alan ve  sorumluluğundaki yönetim alanındaki gelişmeyi sürdürebileceğine inanan bunda ısrar eden yöneticiler  kaçınılmaz gerçekle yüzleşince yani işlerin aksamaya başlaması ile yeniden liyakatli insan arama peşine düşmektedirler. Bu  gerçek fazlaca tekrarlanan ve  ısrar edilen bir vakadır. İşinin ehli olmayan personelin sadakati  genelde işe yaramamakta, teknik uzmanlık bilgisi  gerektiren alanlarda fiyasko ile sonuçlanmaktadır. Çünkü uzun yıların tecrübe birikimi ve alanında eğitim almış insan gücünün yerini başka sıfatları olan kişilerle karşılamak bazen imkansızdır. Sosyal bilimlerdeki her işin istisnası gibi bu işinde istisnası olabillr. Sadakati ile birlikte çalışkanlığı ve işe olan yatkınlığı sayesinde işin ehli kadar başarı gösteren personel ve yöneticiler çıkabilir. Bunların varlığı genel kaideyi çürüten yada bilime muhalif sonuç oluşturmaz. Sosyal bilimler diğer bilimler gibi binlerce kez tekrarlanan sonuçların genel ortalamasının üzerindeki sonuçları dikkate alır. İstisna vakaları yada olağanüstü sonuçları bilimsel veri kabul etmez. Sigara içen her 100 kişiden 60’ı akciğer kanserine yakalanıp erken yaşta ölürken , çok sigara tükettiği halde 110 yaşına kadar sağlıkla yaşayan vakalar görülebilir. Bilim çok tekrar eden sigara içenlerdeki erken ölüm vakalarını değerlendirmeye alarak bunun üzerinde çalışır,neden ve sonuçları üzerinde kafa yorar.  

İstisnai vakaları öne çıkarıp bilime aykırı hareket etmek insanlığı ilerletmez, geliştirmez, sorunlarına çözüm bulamaz. Devlet yönetimiyle ilgili en kapsamlı değerlendirmeleri yapan İbni Haldun, Aristo, Yusuf Has Hacip gibi bilginler, liyakatin önemi üzerinde ehemmiyetle dururken dinler, işin ehline verilmesi konusunda  daha katı buyruklarla insanlığı uyarır. Osmanlı imparatorluğunda liyakat konusu çok ehemmiyetle uygulanırdı. Hangi dinden yada milletten olduğuna bakılmaksızın işinin ehli kişilere devlette kritik görevler verilir, başarılarına göre yükseltilir yada azl edilirlerdi.  

Yine Osmanlı devletinde sadakati yüksek insanlar da çeşitli görevlerde getirilirdi ama bu görevler teknik bilgi gerektirmeyen insan ilişkileri bazında kalan görevlerdi.Tarihin derinliklerindeki insanın dahli olan olayların  neticesinde ortaya çıkan tarafsız değerlendirmeler bu gün bizlerin kültür birikiminin, geleneklerimizin ve yasalarımızın temelini oluşturmaktadır. Yine dünyaya yön veren büyük liderlerin ortak özelliklerinden biriside tarih okumaları, ve derin tarih bilgisine sahip olmalarıdır. Bu günün yöneticileri dün olmuş davranışlarının doğurduğu sonuçları bilmeden bu günün sorunlarına eğilirken isabette bulunamaz. Onlar öyle yapmış bende böyle yaparım düşüncesi genelde yanlış sonuçlar doğurur ve kişi tekrar geçmişine bakmak zorunda kalır. Tarihi süreçlerde bilginler, alimler, dinler liyakat demişlerse bizim hayır önce sadakat dememiz doğru bir sonuç vermez, veremez.  

İşin ehemmiyeti ile güçlü yönetimin arasındaki bağları sadakatli personel ile güçlendirmek talebi, sonuçta işlerin aksaması ve personeli değişimi ile sonuçlanmaktadır. Sonuçtan kaçmak için personeli  meslek içi eğitimlerle geliştirmek yada ünlendirmeye çalışmak ta sonucu değiştirmez çünkü bir  “doğru yapılmış işin” verdiği enerjiyi ve onun yaptığı reklamı hiçbir şey yapamaz. İnsanın şöhreti ve ünü yaptığı işten gelir. İlk çağlardaki iyi bir çarık ustası ,ortaçağlardaki iyi bir marangoz, yakın çağımızdaki iyi bir mühendis kendisini ancak işi ile tanıtmıştır. Yine kralların akıl hocaları, vezirler, veziri azamların ünleri de benzerdir. Alın teriyle emek, iş üretmek, insanlığa faydalı icatlar yapmak, insalığın yaşantısını kolaylaştırmak gibi faaliyetlerin müsebbibi olan insanların ünü çabucak duyulur, çabuk yayılır ve büyük çevrelerden kabul görür. Kısaca insanın faydalı olanı liyakatli olanıdır. 

Padişah sefere çıkacağı sırada veziri sokulur; “padişahım sefer nereye” diye sorar. 

-Padişah: Vezirim sen sır saklamayı bilir misin? Der 

-Evet bilirim sultanım benden sır çıkmaz,der 

Padişah vezire yaklaşarak şöyle der; 

Bende çok iyi sır saklarım..(bu sırrı sen dahil kimseye söylemem) 

…………………………………… 

Devlette , şirkette, işte ve ailede  paydaşlarımızda  aradığı-mız davranışların başında hep sadakat gelir. Sırdaşımız olacak bir dost, derdimizi dinleyecek bir yaren, zayıf anımızda bizi düştüğümüz yerden kaldıracak bir el, en dar zamanımızda yanına koşmaktan çekinmeyeceğimiz bir akıl,kim istemez? Bu vasıflara sahip kişiler makbul sayılmaz mı? Elbette ki bu vasıflara sahip dostlar ve  iş arkadaşları hepimizin can simididir. Hepimizin sığındığı güvenli limandır onlar. Bu dostlarımızın hepsini bir deniz yolculuğunda yanımıza alsak, deniz aşırı bir yolculukta bize neşe kaynağı huzur kaynağı olsalar, ömrümüze ömür katarlar. yolculuğu sıkıcı olmaktan çıkarıp gönlümüzü ferahlatacak bir ana dönüştürürler. Bitmesini istemeyece-ğimiz bir zaman dilimini bize yaşatabilirler. Ama ani bir fırtınada hepimizin gözü kaptana çevrilir, dostlarımızın hoş sohbetinden ziyade kaptanın gemiyi sağ salim limana çıkarıp çıkaramayacağına bakarız.Kaptanın işinde ne kadar becerikli olduğu ilk aklımıza gelendir. Acaba böyle bir fırtınayı atlatacak tecrübesi var mı? gibi sorular peş peşe sıralanır. Mürettebatın kaptanla olan iş bölümünde ne denli kaptana destek oldukları da aklımıza gelir .Aklımıza gelen soruların bizi götürdüğü adres yönetime talip kişilerin liyakat sahibi olmaları gerektiğidir .Yolculuğumuzu sağ salim tamamlayıp eve dönüş sonrasında en çok bizi ölümden kurtarıp gemisini limana çıkaran kaptana ve ekibine  minnet duyarız. En çok onları yad eder, onları anarız. Bize yolculukta güzel vakit geçirten dostlarımızın hayatımıza katkıları ile kaptanın hünerleri konusunda kıyas bile yapmadan aklımızın bir köşesine o anı ve kaptanın hünerini yazarız.  

Dinler, bilim, tarih,peygamberler,alimler ve bilginler böyle diyorsa aksinde ısrarın manası nedir? Ne gemiyi sadakatle yüzdürebiliriz, nede uzaya dostluklarla gidebiliriz. Ne savaşları güvendiğimiz kişiler kazanır, nede  hastayı iyi niyet tedavi eder. 

Sadakatle görevini yerine getiren kişi ortaya çıkan olumlu sonuçların üstlerini memnun etmesini, kendisine de ikbal kapılarının aralanmasını umut ederken, liyakat sahibi kişi yaptığı işin olumlu ve olumsuz sonuçlarının toplumsal yansımalarını düşünür. Ne kendine ne de üstlerine bir pay beklemez. En kritik beyin ameliyatından çıkan doktorun sosyal duruşu ile başhekime koşarak “efendim ameliyat çok başarılı geçmiş” diyen bir yöneticinin hali ve ahvalini düşünelim. Emeğin ve alın terinin enerjisi, tecrübenin verdiği özgüvenle alınan kritik kararlar ve uygulamalardaki kararlı adımlarla sonuç alabilmek için gidilecek yolun tüm engellerini ve müşküllerini hesap eden doktorun yerini hangi sadık dost alabilir. Neşterini milimetrik saptırsa hasta ölecek, hayati damarlardan biri kesilebilecek ve hastayı kaybedebile-cektir. O bütün bunların farkında olarak bütün benliği ile hatasız bir operasyona konsantre olmuş ve başarmıştır. Dolaylı olarak bu yolda bir tecrübede kazanmıştır. Onun başhekimliğe olan talebi ile uzman olmayan bir doktorun talebini değerlendirmeye alıp, asistan doktoru yönetici yapan anlayış sonraki ameliyatların başarılı bitirilmesi konusunda nasıl bir güven verebilir. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner333

banner309

Eticaret